Muris Muvazaasında Erkek Çocuğun Üstün Tutulması

Miras uyuşmazlıklarında uygulamada en sık karşılaşılan hukuki problemlerden biri muris muvazaasıdır. Bu uyuşmazlıkların önemli bir kısmında, miras bırakanın erkek çocuğunu kız çocuklarına veya diğer mirasçılara göre üstün tutması belirleyici rol oynar. Toplumsal ve kültürel saiklerle şekillenen bu yaklaşım, tapuda yapılan görünürdeki işlemlerle birleştiğinde, mirasçıların hak kaybına uğramasına ve ciddi davalara yol açmaktadır.

Bu makalede, muris muvazaası kavramı “erkek çocuğun üstün tutulması” teması ekseninde ayrıntılı biçimde ele alınacak; Yargıtay içtihatları ışığında hangi hallerin muvazaa sayıldığı ve mirasçıların hangi hukuki yollara başvurabileceği açıklanacaktır.

Ayrıca bkz: Muris Muvazaası Nedir?

Erkek Çocuğun Üstün Tutulması Olgusu

Muris muvazaasına konu işlemlerin uygulamada en sık karşılaşılan gerekçelerinden biri, miras bırakanın erkek çocuğunu diğer mirasçılara kıyasla üstün bir konumda görmesidir. Bu yaklaşım çoğu zaman bilinçli bir hukuki planlamadan değil, toplumsal kabuller, geleneksel değerler ve aile içi rollerin etkisinden kaynaklanmaktadır. Muris, erkek çocuğunu “ailenin devamı”, “soyun temsilcisi” ya da “ileride kendisine bakacak kişi” olarak görerek, taşınmazlarını ona devretmeyi doğal ve haklı bir tercih olarak değerlendirebilmektedir.

Bu bakış açısı özellikle aşağıdaki durumlarda daha belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır:

  • Erkek çocuğun murisle aynı evde yaşaması ve aile birliğinin fiilen onun üzerinden sürdürülmesi
  • Murisin yaşlılık, hastalık veya günlük ihtiyaçlarının ağırlıklı olarak erkek çocuk tarafından karşılanması
  • Kız çocuklarının evlenerek “başka aileye katıldığı” ve bu nedenle baba malı üzerinde daha az hak sahibi olduğu yönündeki yanlış ve yerleşik kanaat
  • Taşınmazların tek elde, özellikle erkek çocuk üzerinde toplanmasının aile düzeni açısından “daha güvenli” veya “daha doğru” olduğu düşüncesi

Bu tür sosyal ve kültürel kabuller, murisin iradesini doğrudan etkilemekte; muris çoğu zaman kız çocuklarını tamamen ya da büyük ölçüde miras dışında bırakacak şekilde tasarrufta bulunmaktadır. Ancak bu tasarruflar, tapu sicilinde genellikle satış, trampa veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi hukuki işlemlerle gizlenmektedir. Gerçekte herhangi bir bedel ödenmemekte ya da ödenen bedel taşınmazın gerçek değeriyle kıyaslandığında sembolik düzeyde kalmaktadır.

Bu noktada muris, yaptığı işlemi “erkek çocuğuma verdim çünkü baktı”, “zaten kızlar evlendi”, “mal oğlumda kalsın” gibi gerekçelerle meşrulaştırsa da, hukuken esas olan görünürdeki işlem değil, murisin gerçek iradesidir. Erkek çocuğun üstün tutulması saikiyle yapılan bu tür temlikler, mirasçıların miras hakkını ihlal ettiği ölçüde muris muvazaası kapsamında değerlendirilmekte ve yargı denetimine tabi tutulmaktadır.

Nitekim Yargıtay uygulamasında da, taşınmazların sistematik biçimde erkek çocuğa devredilmesi, kız çocuklara herhangi bir mal bırakılmaması ve murisin satışa yönelik gerçek bir ihtiyacının bulunmaması hâlleri, mirastan mal kaçırma kastının güçlü göstergeleri arasında kabul edilmektedir.

Yargıtay’ın Erkek Çocuğun Üstün Tutulmasına Bakışı

Yargıtay içtihatlarında, muris muvazaasının tespitinde erkek çocuğun tercih edilmesi önemli bir emare olarak kabul edilmektedir. Yüksek Mahkeme, tek başına cinsiyete dayalı tercih yapılmasını değil; bu tercihin diğer olgularla birlikte mirasçıdan mal kaçırma kastını gösterip göstermediğini değerlendirir.

Yargıtay kararlarında özellikle şu hususlar birlikte incelenmektedir:

  • Satış bedeli ile taşınmazın gerçek değeri arasındaki fahiş fark
  • Murisin satışa ihtiyacının bulunmaması
  • Davalı konumundaki erkek çocuğun alım gücünün olmaması
  • Murisin kız çocuklarıyla olan ilişkisinin zayıflığı
  • Taşınmazların büyük kısmının veya tamamının erkek çocuğa devredilmesi

Bu unsurların varlığı halinde, erkek çocuğun üstün tutulması muris muvazaasının güçlü bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.

Muris Muvazaasında Aranan Şartlar

Erkek çocuğun üstün tutulması iddiasının hukuken sonuç doğurabilmesi için bazı şartların gerçekleşmesi gerekir:

  1. Muris Kastı: Miras bırakanın amacı, mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır.
  2. Tapulu Taşınmaz: İşlem, tapuya kayıtlı bir taşınmaza ilişkin olmalıdır.
  3. Görünürdeki İşlem: Satış veya ölünceye kadar bakma gibi farklı bir hukuki sebep gösterilmelidir.
  4. Gerçek İrade – Görünürdeki İrade Çelişkisi: Asıl amaç bağış olmasına rağmen tapuda farklı işlem yapılmalıdır.

Bu şartlar somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir; her olayda otomatik olarak muvazaa kabul edilmez.

Kimler Dava Açabilir?

Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasını, miras hakkı ihlal edilen tüm mirasçılar açabilir. Saklı pay sahibi olup olmamak önem taşımaz. Ancak mirasçı olmayan kişiler bu davayı açamaz.

Taşınmaz üçüncü kişiye devredilmişse, ayni talep mümkün olmayacağından, tazminat davası gündeme gelebilir.

Uygulamada En Sık Karşılaşılan Örnekler

Erkek çocuğun üstün tutulmasına dayalı muris muvazaası genellikle şu şekillerde görülür:

  • Taşınmazın “satıldı” denilerek bedelsiz veya çok düşük bedelle oğula devredilmesi
  • Tüm taşınmazların erkek çocuk üzerinde toplanması
  • Kız çocuklara hiçbir mal bırakılmaması
  • Murisin, “nasıl olsa oğlum bakıyor” gerekçesiyle temlik yapması

Bu haller, Yargıtay denetiminde çoğu zaman muvazaa olarak nitelendirilmektedir.

Avukat Elif Karaca ile Muris Muvazaası Davalarında Etkin Hukuki Çözüm

Avukat Elif Karaca, miras hukuku alanında özellikle muris muvazaası ve mirastan mal kaçırma davaları üzerine yoğunlaşan çalışmalarıyla öne çıkmaktadır. Uygulamada sıkça karşılaşılan erkek çocuğun üstün tutulması temelli uyuşmazlıklarda, Yargıtay içtihatlarını yakından takip eden ve somut olayın özelliklerine göre strateji geliştiren bir yaklaşım benimsemektedir.

Avukat Elif Karaca; tapu iptal ve tescil davaları, muvazaa nedeniyle tazminat talepleri ve miras payının korunmasına yönelik hukuki süreçlerde, yalnızca mevzuat bilgisiyle değil, toplumsal dinamikleri ve aile içi ilişkilerin dava üzerindeki etkisini dikkate alan bütüncül bir değerlendirme yapmaktadır. Erkek çocuk lehine yapılan temliklerin ardındaki gerçek iradenin ortaya konulması, delillerin doğru toplanması ve mahkemeye etkili şekilde sunulması konusunda titiz bir çalışma yürütmektedir.

Mirasçıların hak kaybına uğramaması ve uzun yargılama süreçlerinde doğru adımların atılabilmesi için, muris muvazaası iddialarının ilk aşamadan itibaren uzman bir avukat eşliğinde ele alınması büyük önem taşır. Avukat Elif Karaca, bu alandaki deneyimiyle müvekkillerine sürecin her aşamasında şeffaf, güvenilir ve çözüm odaklı hukuki destek sunmayı amaçlamaktadır.

Değerlendirme

Erkek çocuğun üstün tutulması, muris muvazaasının en tipik ve en sık rastlanan görünüm biçimlerinden biridir. Toplumsal kabullerle şekillenen bu tercih, hukuken korunan miras hakkını ortadan kaldırmaz. Yargıtay, görünürdeki işlemlerin arkasındaki gerçek iradeyi araştırmakta; kız çocuklarının miras hakkını zedeleyen muvazaalı işlemlere karşı etkin bir denetim yürütmektedir.

Miras bırakanın sağlığında yaptığı bu tür temlikler, ölümden sonra uzun ve yıpratıcı yargı süreçlerine neden olabilmektedir. Bu nedenle hem miras bırakanların hem de mirasçıların, taşınmaz devri ve miras planlaması aşamasında hukuki danışmanlık almaları büyük önem taşımaktadır.

Son Bloglar